GÜREŞİN TÜRK DÜNYASI KÜLTÜRÜNDE KAVRAMSAL VE FONKSİYONEL ALGILARI

 

Yrd. Doç. Dr. Mehmet TÜRKMEN, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yaşar Doğu Beden Eğitimi ve Spor

 

Yüksekokulu. Samsun mturkmen@omu.edu.tr

 

 

 

                                                                              ÖZET

Kültür; genel olarak insan topluluklarının ve medeniyetlerin başlıca ham maddesidir. Entelektüel, ahlaki, toplumsal, tarihsel içerik ve isteklidir. Hususi karakter taşır ve toplumlar kültürleriyle kimlik kazanırlar. Kültür; milli dil ile ifadesini bulur ve bu dil ile yaşatılır.  Milli dille korunur ve nesilden nesle aktarılır. Dil, kültürün diğer bütün boyutlarını içeren ana unsurdur. Sanat, edebiyat, düşünce gibi geleneksel zeminli sporlarında kültürel boyutlarının tamamı dil ile doğar ve özellikle halk dilinde de yaşarlar. Türk kültürünün en göze çarpan yönelimleri özetlenmeye çalışılsa, bunun için bugün bile geleneksel güreşlerden daha verimli bir alan bulunamaz. Fakat güreşin bu yönüyle araştırılması, akademik çalışmanın bir nesnesi olmasına dahi layık görülmemiştir.  

Bu çalışma Türk dünyasında güreş ve müteradif kavramlarını incelemeyi; bu kavramların kültürel bünyelerinde dil ile nedenli fonksiyonellik içerdiklerini, atasözü veya deyişlerinde güreş formatını hangi düzeyde ne şekilde algıladıklarını ve yaşatabildiklerini açıklayabilmeyi amaç edinmiştir. Çalışmada tarihi ve tarama yöntemi kullanılıp; lengüistik, sentaks, semantik ve terminolojik tekniklerden de faydalanılmıştır. Konuyla ilgili monografik bir araştırmaya rastlanılamadığından bazı bağlayıcı çalışmalar kısmen dikkate alınmış, daha ziyade Türkistan içerikli çağdaş araştırmacılar ile yine o coğrafyada yazılmış tarihi-temel eserlerden faydalanılmıştır.

Çalışmada güreş (kür+eş) kavramının Türk dilinde semantik ve sentaks yönleriyle kendi eylemine uygun olduğu görülmüştür. Eylemi yapan güreşçi (pehlivan) sıfatıyla bir spor formatından öte, birçok erdemlilik ve cengâverlik kavramlarını üzerinde barındıran örgütsel, fonksiyonel ve örnek kişilik olarak karşılaşılmıştır. Güreş ve güreşçinin Sibirya’dan Anadolu’ya Türk kültürüne bu bağlamda dil unsurlarıyla birlikte zengin bir şekilde yansıdığı ve algılandıkları sonucuna varılmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Türk dünyası, güreş, dil, kültür.

 

 

 

ABSTRACT

Lengüistik: linguistics, sentaks: syntax, semantik: semantics, terminoloji: terminology, etimolojik: etimological.

1. GİRİŞ VE GENEL BİLGİLER

İki canlının ilk ve en doğal mücadele sporudur güreş. Petroglif ve arkeolojik veriler güreşin insanlık tarihi ile birlikte başladığını gösterirler (Toschi, 2010: 76-80). Spor tarihi otoriteleri de dünya da ilk spor olgusunun ve ilk örgütlenen sporun güreş olduğunda hemfikirdirler (Kyle, 2010: 44; Petrov, 2000: 3). Eski uygarlıkların hemen hepsinde görülen güreş, her ulusun kültüründe farklı boyutta yer almış ve farklı tatmin tarzı ile farklı fonksiyonlar icra etmiştir (Georgiu, 2005: 8; Paliakoff, 2004: 17; Harris, 1979: 11). Eski uygarlıklar arasında yer alan Türklerde güreş;  milli, dini, ekonomik, sosyal yapı ve yaşayışlarının hemen her safhasında görülmektedir. Sanat, edebiyat, adet ve geleneklerinin teşekkülünde mühim bir yer almıştır. Güreş, Büyük Asya’dan Balkanlara tüm Türk dünyası ve akraba toplumlarında bir “onur formu” olarak görülmektedir (Pehlivan & Demir, 2005: 141-149; Petrov, 1994: 107-108; Sevük, 1948: 33-37). Türkler güreş yapmayı; ibadet, güreş yerini; ibadet yeri, güreş meydanını; er meydanı ve ibadet veya cem meydanları olarak görmüşlerdir.

1. 1. TÜRK DİLİ VE LEHÇELERİNDE GÜREŞ KAVRAMI

Bilinen en eski Türkçe de güreş sözcüğü, “kür+eş” kök ve ekinden gelmektedir. “Kür” kök sözcüğü; “güçlü-kuvvetli, sarsılmaz, pek yürekli, cömert, kabadayı, fedakâr, dürüst-namuslu ve bilgili” anlamına geldiği görülmektedir (DLT-I, 1986: 225; DLT-II, 1986: 99; Dankoff, 1982: 319-20; Ebû Hayyân, 2001: 234). “” ek sözcüğü ise; isimden fiil yapan diğer “aş”, “ış”, “iş”, “oş”, “öş”, “uş”  ve “üş” ekleri gibi “karşılıklı mücadeleyardımlaşma, yarış ve rekabet” anlamına geldikleri temel kaynaklarda görülmektedir (DLT-I, 1986: 474; Ez-Zamahşarî, 1993: 73/226-228; Ebû Hayyân, 2001: 234,574). Türkler de küreş/güreş yapanlara; “baş/bas”, “pehlivan”, “alp”, “batır”, “ahı/ahi”, “nart”, “abdal”,  “ayyar”, “şattar”, “rint”, “gazi”, “el-şuca”, “çalışçı” ve “tutuşçu” "temur/demir" gibi müteradif ulvi sıfatlı adlar verilmiştir (Ebû Hayyân, 2001: 381; DLT-2, 1986: 10, 41, 123; Gabain, 2000: 96, 242-243; Şapolyo, 1964: 207; ). Görüleceği gibi Türklerde güreşçiye bir spor formatını yerine getirenin ötesinde, birçok erdemlilik ve kahramanlıkları üzerinde barındıran örgütsel ve örnek kişilik olarak bakılmaktadır.

Küreselleşme anaforu tazyiklerine rağmen yapılan çağdaş araştırmalar gösteriyor ki; Türk halkı (aydın ve merkezi yerlerde oturan genç kesimlerin birçoğu hariç) güreşten aldığı hazzı hiçbir spordan almamakta, yine güreşi bir sosyal değerinde ötesinde “sosyal norm” olarak algılamaktadır (Türkmen & ark. 2006: 77-94). Zaten Türk spor kültüründe çok köklü bir

gelenek olan güreşin ritüelleri ile uygulanışının fikri yönünde dini unsurlar ve şekli yönünde de milli unsurlar yer almaktadır (Pehlivan & Öksüzoğlu, 2006: 125-128; Sevük, 1948: 33-37). Dolayısıyla güreşin halk tarafından tutulması, bilindiği gibi milli kültür unsurlarının özelikle halk tarafından korunmasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda güreşe “halk sporu”, “ata sporu” veya “milli spor” olarak bakılmaktadır (Arslan, 2001: 15-17).

1. 2. ÇALIŞMANIN ÖNEMİ, PROBLEMİ-AMACI- YÖNTEMİ

1. 2. 1. Önemi: Yolunu kendi tarihinden aldığı malzemeyle açamayan halklar, dünyada literatüründe zayıf bir görünüm sergiler ve bu durum konunun gelecek kaderlerinin açık olamayacağını gösterir. Kendi tarih ve kimliğini bilmeyen, bunun şuurunda olmayan hiçbir maddi ve manevi kültürün anlamı yoktur. Güreş ve onun dil geleneğine yansımış kültürel unsurlar gibi milli ve manevi motiflerle donatılmış tarihin derinliklerinden gelen miraslar, her geçen gün biraz daha eriyebilmektedir. Bu konuda araştırma alanı daralmakta ve çalışma alanı sınırlanmaktadır. Böyle köklü gelenekler ve tarihi miraslar; o geleneği değerli gören ve o mirasa sahip olan, ona mensubiyet şuuru duyan yaşayan şahıs ve kurumlarla yaşatılabilir. Güreşin bu boyutuyla ilgili yapılan araştırmalar oldukça sınırlıdır. Var olanlarda belgelerden ziyade belleklere dayandırıldığı için açıklayıcı ve uluslararası alanda kabullendirici ve de kalıcı almaktan uzak görünümdedirler. Bu bağlamda çalışma sadece konunun geçmişini anlamaya yönelik bir önem taşımayıp, geleceğinin inşası bakımından önem arz etmektedir. Bugün güreşin araç ve amaç değerlerinin yeniden el üstünde tutulmasına, özellikle Türkiye ve Türk dünyası spor literatürünün ihtiyacı vardır.

 

1. 2. 2. Problem-Amaç-Yöntem: Başta güreşin Türk dili ile kültürel bütünlüğe, fonksiyonelliği ve bunlara yönelik algılamaların, Türküye ve Türk dünyasında henüz ortaya konulmamış olması problemdir. Çalışmanın pirimordial veya arketip, lengüistik, etimolojik, sentaks veya semantik, tarihi, folklorik ve terminolojik gibi bir takım alt problem içerdiği de bilinmektedir. Problemlerin tamamının çözümlenebilmesi, takdir edilebileceği üzere çalışma sınırlılıklarını aşabilecektir. Bu mütevazı çalışma; konuyla ilgili araştırmacılara ışık tutabilmeyi, güreş/pehlivanlık gibi sosyo-kültürel değerleri ve unsurlarını Türk dünyasının hafızasına yeniden kazandırmayı, Türk ve dünya spor literatürüne doğru yansıtmayı amaçlamıştır. Çalışma tarihi ve tarama yöntemi ile yapılıp, bazı dil ve edebiyat araştırma tekniklerden de faydalanılarak folklorik ve sosyolojik model çerçevesinde siste matize edildi. Temel kaynaklardan, çağdaş araştırmacılar ve kısmen de gezgin notlarından faydalanıldı.

 

2. TARTIŞMA

Her kültürün zenginleşmesi; dinamizmini, yaratıcılığını ve özgünlüğünü koruyup sürdürebilmesi ve her zaman çağdaş kalabilmesi; kendi öz düşünce varlığını dikkate almak kaydıyla olabilmektedir. Bilindiği gibi Türklerin iktisadi hayatı daha ziyade hayvancılığa dayandığı için göçebe hayat sürmüşlerdir. Göçebelerin tarihini, maddi manevi kültürel öğelerini, düşünce sistemlerini ve her türlü geleneksel kültür unsurlarını yerleşik kültürler yazmışlardır. Kendileri ise bütün bu unsurlarını sözlü olarak taşımışlar ve dilleri ile de yaşatmışlar veya yaşatmaya çalışmışladır. Her bir göçebe Türk boyu değişik muhit veya coğrafyalara yayıldıkları için, gittikleri muhitin bazı dil ve kültür unsurlarını almış, kendi kültür unsurlarından bazılarını da komşularına vermiştir. Ancak kendileri kültür bütünlüğü içinde baş değer veya baş aksiyon olarak gördükleri kültürlerini muhafaza etmişlerdir. Ama dil unsurlarında coğrafi kopukluktan dolayı bazı lehçe farklılıkları olmuştur.

Bu baş değer ve baş aksiyon olarak gördükleri kültürlerinden biriside güreştir. Türkler de güreşin ilk yapılış tarihine M.Ö. 2000 yıllarında Sibirya coğrafyasında rastlanmaktadır (.Kıçkinu, 1993: 128). Bundan sonra tüm Türk toplumları ve devletlerinde güreş yoğun bir şekilde yapılmıştır (Schumann, 2010: 63). Bu gün Türk dünyasında güreş bir “onur formu” olarak tarihi değerini dil unsurlarıyla birlikte muhafaza edebilmektedir. Türk dünyasında güreş şu şekilde telaffuz edilmektedir. Azeriler “gülaş”, Başkurtlar “köröş”, Kazaklar “küres”, Kırgızlar “küröş”, Tatarlar “köraş”, Türkmenler “göreş”, Uygurlar “küraş” ( Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü-1, 1991: 294-295) derler. Diğerlerinden Altay Türkleri, Karaçay-Malkarlar, Şorlar, Hakaslar, Tuvalar, Buryatlar ve Sakalar  “küreş”  demektedirler ( Nadiem, 2009: 5; Naskalı & ark. , 2007: 282; Tavkul, 2000: 207; Naskalı, & Duranlı, 1999: 129;  Munaytpasov, 1912: 19 ). Bu bağlamda Sibirya coğrafyasında yaşayan Türk toplumlarının güreş (kür+eş) kavramını orijinal bir şekilde korudukları görülmektedir.

Güreş kavramı güreşçi sıfatıyla en çok zikredilen tabirlerden bir tanesi de “pehlivan” dır. Pehlivan sözcüğü Farsça “Pehlevan” dan  gelmedir ve “güreşçi-yiğit” anlamına gelmektedir. Bu sözcük 12.yy da Türk Destan geleneğinde olan “Alp” sıfatının yerini almıştır. Alp sözcüğü ise bugün dahi İç ve Kuzey Asya Türk toplumlarında güreşçi ve pehlivan sözcükleriyle eşit algılanmaktadır. Bu gün Türkistan coğrafyasında Azeriler “pahlâvân”, Başkurtlar “köraşsi”, Kazaklar “baluvan”, Kırgızlar “balban”, Özbekler “palvan”, Tatarlar “köraşçi”, Türkmenler “palvân”, Uygurlar “palvan” demeye devam ettikleri görülür ( Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü-1, 1991: 696-697). Yine burada da eski inançlarını yaşayan Sibirya coğrafyası Türk toplumlarına Farsça kökenli pehlivan tabirinin geçmediği görülmektedir.

2. 1. SÖZLÜ KÜLTÜRDE GÜREŞ VE PEHLİVAN KAVRAMI

Günümüz Türk dünyasında sözlü edebiyata yansımış güreş ve güreşçinin önemini belirten, saygın yönünü gösteren ve terminolojik, kavramsal fonksiyonlarını belirten çok sayıda atasözü veya deyiş bulunmaktadır.  Kazaklar atasözlerin birçok tarihi birikimleri taşıdığını ve engin felsefi anlamlar ifade ettiğini belirtmek için  “Makal- sözdin mayedi / Atasözü- sözün özüdür” demektedirler. Güreş veya pehlivan imgesiyle ilgili birkaç örnek verelim. “Kürespey jiga almaysın, alıspay ala almaysın/ Güreşmeden yıkamazsın, mücadele etmeden kazanamazsın”. “Qatınnın qatındı körse, söylerkesi keler; Balwannın balwandı körse, beldeskisi keler/ Kadın kadını görse, konuşası gelir; Pehlivan pehlivanı görse, güreşesi gelir”. “Palwannın danqı el danqı, balıq danqı köl danqı/ Pehlivanın kıymeti yüz yılkı, arı bin yılkı”. “Palwannın jimanı saldırğan son ökiner; Küzetşinin jamanı, aldırğan son ökiner/ Pehlivanın kötüsü, çeldirdikten sonra pişman olur; Bekçinin kötüsü, çaldırdıktan sonra pişman olur”. “Palwan on-tersi birdey/ Pehlivana ters-düz birdir”. “Pawandıqtı Äl bildi, mırzalıqtı mal biledi/Pehlivanlık güçtendir, efendeilik maldandır”. “Momının silesi qattı, qapı qalgannıň küresi qattı / Safdilin huyu sakin, kızınca güreşi serttir”. “ Şeber isimen, balwan küşimen / Usta işiyle, pehlivan gücüyle bilinir”. “Batırdan batır artılamın dese, jüretin jolun tandap alsın; Balwannan balwan artılamın dese, tusetin tenin tandap alsın / Yiğit yiğitten üstün olacağım dese, yürüyecek yolun seçsin; Pehlivan pehlivandan üstün olacağım dese, güreşeceği rakibin seçsin”. (İsmail & Gümüş, 1995: 199, 249, 309, 334, 338, 368, 400).

Kırgızlar atasözleri için “İlimdin padişahı akıl; Sözdün padişası, makal; Makal akıldın kaymağı / İlmin padişahı akıl; Sözün padişahı, atasözü; Atasözü aklın kaymağı” demektedirler (  Valihanov, 1958: 46). Güreş ve pehlivan kavramlarıyla ilgili çok ilginç, ama manidar atasözü ve deyişleri bulunmaktadır. Birkaç örnek verilim.“El menen ergispe; Balban menen coolaşpa / Halk ile tartışma; Pehlivan ile savaşma”. “Ayel cakşısın, eri söyüt; Küröşcün cakşısın eli söyüt / Kadının iyisini kocası sever; Pehlivanın iyisini halkı sever”. “ Baktıluu bolu münödön; Baatır bolu küröştön / Bahtlı olmak yaratılıştan; Bahadır olmak güreşten”. “ Balban menen küröşpö; Tüptüü menen tireşpe; Şamal menen çarışpa / Pehlivan ile güreşme; Köklü ile (karşılıklı) dayanma; Rüzgar ile yarışma”. “Baktı emekten izde; Tendikli küröştön izde / Zenginlik emekten ara; Denkliği güneşten ara”. “ Camandıktı balbandık cenet / Kötülüğü pehlivanlık yener”. “Süyüü menen caşa, kürös menen öl / Sevgiyle yaşa, güreşerek öl” ( Çelik Şavk, 2002: XII, 4, 51, 54, 62, 93, 178). Kırgızların birde at üstünde yapılan ve adına “oodarış” denilen, Türkiye’de ve dünyada hiçbir formatına rastlanılmayan geleneksel bir sporları vardır. Bunun içinde birçok atasözü ve deyişler bulunmaktadır. “Atka balgan çabandes, at üstünön küreşip / At yetiştiren binici, at üstünde güreşir” gibi daha birçok deyişlere rastlanılmaktadır. (Alektorov, 1888: 3).

Kırgızlar coğrafi konum ve iktisadi hayat gereği eski kültür unsurlarını diğer Orta Asya Türk toplumlarına göre daha fazla muhafaza etmektedirler. Kuzey bölgesi ile güney bölgesi arasında yapılan güreşlerde farklar bulunmaktadır. Bu uygulama tarzının dışında sözlü edebiyata da yansıyan farklılıklar gözükmektedir. Örneğin; “ Pehlivansız halk aşta (toyda) kendini saklar.” Anlamını ifade eden birkaç versiyonlu deyiş ve atasözlerine rastlanmaktadır. Bunlar; “ Balbani jok el aşta juzun jaşirat” ve “Elingden balgan şikpasa aştan-toydan kalasın” gibidir. Yine “Atı olmayan erin, pehlivanı olmayan halkın ümidi kırıktır” sözünün de versiyonlarından iki örnek gösterelim. “ Ati jok er kantsiz, baatiri (balbani) jok el makstsız” ve “Baatiri (balbani) bolbay el bolbos, kulugu bolboy er bolbos”. Bir başkası “Pehlivansız (güreşsiz) toy, toy sayılmaz” deyişinin dört tür versiyonuna rastlanılmaktadır. Bunlar; “1-Küröşu jok toy, toy emes; 2-Küröş oyun bölbösö, Kırgız toydu toy debeyt; 3-Kırgız köröşsüz toy berbeyt; 4-Küroşsuz toy bolboyt” ibarettir ( Salaev & ark. , 1995: 41; Sımakov, 1984: 210; Semenov, 1945:113; Severtson, 1873: 28).

Özbek ve Türkmenlerde de benzeri deyiş ve atasözlerine rastlanmaktadır. Özbek Türkleri atasözü için “Atalar sözi-aqlnin kozi / Atalar sözü, aklın özüdür” demektedirler. Özbeklerden örnek verecek olursak şu fonksiyonel kavramlara rastlaya biliriz. “Kuraş bilma  gan atasini yigitar / Güreş bilmeyen babasını yere vurur”. “Bellaşganda atanni ayama / Güreşte babanda olsa acıma”. “Bellaşganniň belini uz / Güreştiğinin belini kır”. “Yeňgannin yarasi tez bitar / Yenenin yarası tez iyileşir”. “Yigilgan kuraşga töymas / Yenilen güreşe doymaz” ( Yoldaşev & Gümüş, 1995: 29, 94, 180-181). Aslında güreş ve güreşçinin kültürel algısını belirten atasözleri Türk toplumları arasında pekte farklı olmadığı gözükmektedir. Burada Türkmenlerden de örnek verilecek olursa; aynı mesajın ortaya çıktığı görülecektir. Türkmenlerden birkaç örnek verirsek; “Güyçli bilen göreşme / Güçlü ile güreşme”, “Göreşde atanı yık / Güreşte atanı yık”, “Gahrını yuwdan-palwan / Kahrını gizleyen pehlivandır” ve “Yıkılan göreşden doymaz /Yenilen güreşe doymaz” görülmektedir (Kürenov & Gümüş, 1995: 71, 73, 88). Burada lehçe farklılıklarının dışında verilen mesajların paralel olduğu görülebilir.

Türkiye’ye geldiğimizde yapılan özel araştırmalarda güreş ve pehlivanlık imgelerini vurgulayan çok sayıda deyişlere rastlanılmaktadır ( Pehlivan & Demir, 2005: 141-149). Folklorik çalışmalara indiğimizde deyiş ve atasözlerinin verdiği mesajların Türkistan coğrafyasından farklı olmadığı görülecektir. “Adam başka pehlivan başka”, “Atın ahmağı rahvan, insanın ahmağı pehlivan olur” . Bu deyiş pehlivanın ve rahvan atın büyük mücadeleler verip emeğinin karşılığını alamadığının ifadesidir. Batı Akdeniz yörelerinde ise bunu teyit eden “Atın iyisi rahvan, insanın iyisi pehlivan olur” deyişinin algısı, kavramın muhtevasında ortaya koymaktadır. “Atın iyisi alayda, pehlivanın iyisi meydanda belli olur”, “Kıratı çullu-çulsuz, pehlivanı donlu-donsuz tanırlar” bu fonksiyonel kavramların dışında birçok deyişler de bulunmaktadır. Iğdır yöresine ait “Pehlivansız köyün halkı, külüksüz yılkı gibidir” deyişin, güreş ve güreşçiyi algılamada Türkistan’dan hiç de farklı olmadığını göstermektedir. Bir yüzeysel algı ise “Yenilen pehlivan güreşe doymaz”dır. Bu son deyiş tüm Türk dünyasında ortaktır. Aslında tüm deyişlerden güreş, güreşçi (pehlivan) algılarının hiç de farklı olmadığı gözüke bilmektedir.

Osmanlı’da güreş daima “ihtirâm/saygı-hürmet,” güreşçilere de “vâcib-ül-ihtirâm/ saygı değer” bir mevki vermiştir. Güreş organizasyonu yapmak ise, adeta farzı kifâye gibidir. Yani bir organizasyonu anlatan metinlerde güreşi her zaman öne çıkarmaktadırlar. Yapılan tüm geleneksel sporlar içinde sadece güreş için “eskiden beri yapıla geldiği üzere” anlamına gelen “ber-mû’tâd-ı kadim” ifadesi yer almaktadır. Bu ibare her Osmanlı saray şenliklerinde (sûr-i humâyûn) yapılan sportif faaliyetleri mensur ve manzum yazıyla anlatılan sûrnâmelerde yer almaktadır (Vehbi Sûrnâmesi, 2009: 19, 109, 294). Sibirya coğrafyası Türk spor geleneğine geçecek olursak, en azından güreş ve güreşçi algılamada Osmanlıdan o kadarda uzak olmadığı görülecektir. Oradaki Türk halklarından Şor, Altay, Teleüt, Saka, Hakas ve Tuva’da güreşçi için “şerefli mevki” anlamına gelen “üstüngü orun” ifadesi kullanılmaktadır. (Petrov, 1994: 107-108).

 

KAYNAKLAR

Albotov, Albert (1991). Karacota i Sila, Karaçayevk: SKGVH  Zakaz Pyatigorsk.

Arabacı, Caner (1999). "Osmanlı Spor Kuruluşları- Vakıf İlişkisi", Osmanlıda Spor Sempozyumu (Kitabı), Alaaddin Keykubat Kampüsü, 26-27 Mayıs, Konya.

Aslan, Orhan (2001). "Güreşin Sorunları, Popülarite Kaybı ve Giderme Yolları", I. Türk Güreş Kurultayı, 6-7 Ocak 2001 – Belek-Antalya.

Aşık Paşa-yı Velî (1998). Garibnâme, (Yeni Türkçeye Çeviren: B. Noyan/Dedebaba), Ankara: Ardıç Yayınları.

Atlasî, Hadi (1910). “Türüktertin Küres”, Tat – Monliya Gezit’i, Kazan, No = 33,  s. 2-3.

Carter, J. M.(2009), “Gladiators and Monamachoi: Greek Attiudes to a Roman (Cultural Performance)”, International Journal of the History of sport, 26/2. pp.298-322.

Cebecioğlu, Ethem (2009). Tasavvuf Terimleri Ve Deyimleri Sözcüğü, 5. Baskı, İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları.

Bobcev, S.S. (1988), Deli Ormanlı Türklerinin Kökeni, Çev. Türker Acaroğlu, Belleten/ 203.

Brockelmann, C. (1950), “Das Altosmanische Volksbuch: Menâkib-i Gazawât-ı Sultan Sari Saltig Gâzî”, Miscellaneous Academice, II / 2.

Cusupov, Keneş (1991). Kırkızdar, Bişkek: Kırgızdın Masması. Doğan, Veli (2010).

Develioğlu, Ferit (1996). Osanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 13. Baskı, Yayına Hazırlaya S. Güneyçal, Ankara: Sözlük Dizisi 1, Aydın Kitabevi Yayınları.

 

Ez-Zamahşari El-Hvarizmi (1993). Mugaddimetü’l-Edeb, Şuster Nüshası, Giris, Dil Özellikleri, Metin, İndeks (N. Yüce), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları:535.

 

Esin, Emel(1997). Türkistan Seyahatnamesi, 2. Baskı, Ankara: AK, DTYK, Türk Tarih Kurumu Yayınları, VI. Dizi-Sayı 42.

 

Esin, Esin (1980). “Türklerin İç Asya’dan Getirdikleri Üniversalist Devlet Mefhumu ve Bunun Ordu (Hükümdarlar Şehri Mimarisindeki) Tezahürleri”, Türkiye’nin Sosyal Ekonomik Tarihi (1071-1920), I. Uluslararası Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Kongresi Tebliğleri, 11-13 Temmuz 1977 Ankara, (Hazırlayanlar: O. Okyar & H. İnalcık, Akara: 1980).

 

Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi (C.1. 2006, C.3. 2001). (Haz: A. Kahraman – Y. Dağlı ), C.1,3, İstanbul: YKB Yayınları-2353, Edebiyat-717.

 

Fişek, Kurthan (1985). 100 Soruda Türkiye Spor Tarihi, İstanbul: Gerçek Yayınevi.

 

Gabain, A. Von (2000). Türkçenin Grameri, (Çev: M. Akalın), 3.baskı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 532.

 

Gümüş, Ali (1998). Türk Güreş Tarihi, Ankara: Türk Güreş Vakfı Yayınları 5/4.

 

Grenard, Fernan (1970). Asya’nın Düşüşü ve Yükselişi, (Çev. O. Yüksel) 1000 Temel Eser, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.

Güven, Özbay (1999a). “Geleneksel Okçuluk ve Güreş Sporunda Ahiliğin Etkileri”, II. Uluslararası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları: 2350, Hagem Yayınları:  288, Seminer-Kongre Bildirileri: 59,  s.157-188.

 

Güven, Özbay (1999b). Türklerde Spor Kültürü, Türk Kültüründe Görüntüler Dizisi, Geliştirilmiş 2. Baskısı, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Harris, Harold Arthur (1979). War and Imperialism in Republican Rome. Oxford & New York: Oxford University Press.

Kahraman, Atıf ( 1989). Cumhuriyete Kadar Türk Güreşi, ( 1989a/C. 1 & 1989b/C. 2 ), Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları: 1028 & 1029.

Kaşgarî, Mahmud (2009). Divan-ü Lügat-it-Türk (DLT), I-II-III-IV, Ondördüncü Tercümesi, (Çev: B. Atalay), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları:521-522-523-524.

 

Kıçkinu, B.P.(1993), Sovyetiskii Soyuz: sportivnye i kulturnye meropriyatiya v tyurkskih Lyudi, Moskova: Akademiya-“nauk.

 

Kyle, G. Danold. (2010), “Panhellenisim and Particularism: Heredotus on Sport Greekness, and War”, pp.35-63. Papaconstantinou, Z. (2010), Sport in the Cultures of the Anciend World, London and New York: Oxford University Press.

 

Markovszka, Marta Bur (2007). “Balkani bevandorlok Mogyarorszagon a XVII-XIX. Szazadban/Vallasi élet, etnikal idendites”, pp: 69-83. Bulgarian-Hungarian Scholary From II, Sofia: May 16-17, Nation and Minorities in Central and South-East Europe.

 

Meltzer, Dave & Mollinaro, John F. (2002), Top 100 Pro Wrestler of all Time, New York: Winding Stair Press.

 

Muhammed, Gazi (2001). Spor ve Kültürün Kutsal Kaynakları, (Çev. E. Barcadurmuş), İstanbul: İnsan Yayınları: 317, Alternatif Düşünce: 44.

 

Munaytpasov, Hadjimukan/Haci-Mukan (1912). “kures-tutus”, Aykap (Stadya, opublikonnaya v jurnale), Dekabr/Aralık 1912, No = 21, s.19.

Nutku, Özdemir ( 1987 ). IV. Mehmet’in Edirne Şenliği, 2. Baskı, Ankara: AK, DTYK, Türk Tarih Kurumu Yayınları: VII. Dizi-Sa. 61a.. Ocak, Ahmet Yaşar. (2002).

Ögel, Bahaeddin (1988). Dünden Bu Güne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları: 46. 

 

Pehlivan, Z. & Demir, A. (2006), “Türk Kültüründe Güreş ve Pehlivanlık İmgesi”, Uluslararası II. Tarihi Kırkpınar Sempozyumu Bildirileri, Edirne Trakya Üniversitesi, 2-4 Temmuz

Poliakoff, B. M. (2004), Kompfsport in der Antike, Das Spiel um Leben and Tod, Düsseldorf: Patmos Verlag, GmbH%Co.KG

Petrov, Raiko (2000). The Rost of  Wrestling/The traditional wrestling styles, Budapeşte: “LA-MA” Printing & Publishing & Distributing Co. Ltd. H-1037.

Petrov, Raiko (1994). Olimpic Wrestling Throughout the Millennia, Colorado Springs: IAWF, Printing & Publishing & Distributing Co. Ltd. H-1037. (pp, 107-108).

Petrov, Raiko (1984). Wrestling in Bulgarian, Sofia: SELA Press. 

Saralaev M. K.- Bukuyev, M. -  Membetkaliyev, S. (1995), Manas'tan Kalgan Oyundar, Bişkek: KGZ Dövlet  Masması.

 

Safî, Mevlana b. Hüseyin (hic. 1269). Reşahât Aynü'l -Hayat, Matbaa-i Amire.

 

Semenov, P.P. (1945), Puteşestviye v tyan- şan v 1851-1852 gg., Moskova: Nauka.

 

Severtson, N. (1873), Puteşestviye po Turkestankomu kraya i isledovaniye gornoy sistemi TyanŞanya po Poruçeniyu Russkogo geografiçeskogo obşestva, SnPet.: SPb.

 

Sevük, İsmail Habib (1948). Türk Güreşi ve Elli Yıl Önce Garp Aleminde On Yıllık Türk Kasırgası, İstanbul: Ocak Matbası.

 

Sımakov, N.G. (1984), Obşestvenniye funktsii kirgizskih noradnıh razvlecniy v kontse XIX naçale XX.v, Leningrad: Nauka,

 

Stojanow, Valeri (2007). “Genesis and Development ofthe (Turkish Question) in Bulgarian”, pp: 160-194, Bulgarian-Hungarian Scholary From II, Sofia: May 16-17, Nation and Minorities in Central and South-East Europe.

 

Sweet, Waldo E. (1987), Sport and Recreation in Ancient Greece: A Sourcebook with Translations. New York: Oxford University Press.

 

Şapolyo, E. B. (1964), Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul: Elif Kitapevi.

Şen, Ömer (1996). Osmanlı Panayırları (18.-19. Yüzyıl), İstanbul: Eren Yayıncılık.

Taşağıl, Ahmet (1996). "Işık Göl", Tarih ve Medeniyet, Sayı: 28 Haziran 1996.

 

Taneri, Aydın (1997). Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı,  Konya:  S. 194.

 

Termen, Belkıs (1998). “Bektaşi Geleneklerinde Balkanlara İlk Geçiş: Sarı Saltuk Söylencesi”, Hacı Bektaşı Veli Araştırma Dergisi, Gazi Üniversitesi, Sayı: 6.

 

Toktorbayev, Satı (1991). Üspürümdür Oyundarı, Bişkek: Kirgiz Sovet Entsiklopediyesıni Baskı.

 

Türkmen, M.-Sanioğlu, A.-Taşmektepligil, Y.-Kabadayı, M. (1999), "Tarihi Süreç İçerisinde Diğer Türk Toplumları ile Osmanlılarda Yapılan Sporlardaki Geleneksel Kültür Unsurları", Osmanlıda Spor Sempozyumu (Kitabı), Alaaddin Keykubat Kampüsü, 26-27 Mayıs, Konya

 

Yudahin, K.K. (1994), Kırgız Sözlüğü, (Çev. A. Taymas) 3. Baskı, C.I-II, Ankara: AKDTYK, Türk Dil Kurumu Yayınları: 93, 121.

 

Valihanov, Ç. (1958), Sabır-soç/Külliyati, C.I, Alma-Ata: CCB Uzbekistane İlimdar Akadamisi.

 

Volkov, N. N. (2006), Sibirya Rossiya obii edinilasis klassifikatsiyei sporta, Yakutsk: Naukai-“Biçik”.

 

Vehbi Sûrnâmesi/Sûrnâme-i Hûmâyûn, (2009), Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri 3, (Haz.: M. Arslan ), İstanbul: Sarayburnu Kitaplığı Seri: 3.

 

Yücel, Ünsal, Türk Okçuluğu, Ankara: Atatürk Yüksek Kurmu, Atatürk KMY:182.

Yıldız, Doğan (2002). Çoğlarboyu Türkler’de Spor, İstanbul: Telebasım Yayıncılık.

 

Zenkovskiy, S. A. (1967), Pan Turkism and İslam in Russia, Harward Universiyey Press.